OKUMA PARÇASI
Plazada Huzur
“Sırtından Afrika görünüyor,” dedi. Evet, cümle buydu.
“Günaydın” diye seslenene “Sensin günaydın” diye köpürebileceğim her zamanki sabahlardan biriydi. Ofise yeni varmıştım, masama geçtim, ayakkabılarımı değiştirecektim. Sabah öfkemle radikal bir örgütün militanı olabilirim. Fakat öğleyi geçtikten sonra, eve dönmeye üşenecek kadar pelte kıvamına geldiğimden bu zor. Çantamdan topukluları çıkarıp spor ayakkabıların bağcıklarını çözmek için eğildim. “Sırtından Afrika görünüyor.” Daha önce görmediğim bir yüz. Gerçi en az bin beş yüz kişinin çalıştığı yirmi dört katlı bir binada, şaşırtıcı olmayan da bu zaten. Aynı kasabada yaşadığın insanların bazılarıyla hayatın boyunca hiç karşılaşmazsın.
Eğilmişim, külotlu çoraplı ayaklarımı daha topukluya sokmamışım. Zaten birinin görmesini isteyeceğim bir sahne değil. Ayak parmaklarının çorapta, o burun dikişleri altında büzülüşü bir tuhaf gelir bana. Tuhaf ve hüzünlü. Neyse, gerildim. O çok sıradan bir cümle kurup gitmiş gibiydi. Ben ne demek istediğini bile anlamamıştım.
Uzaklaşınca ters taraftaki tuvalete gittim hızlıca. Arkamı dönüp aynada gri eteğime baktım, bir leke var mı diye. Yoktu. Zaten “sırtından” demişti. Başımı sola geriye doğru biraz daha çevirip de atkuyruğum yana kayınca anladım ne demek istediğini. Anlamış olmak hoşuma gitti, içimden güldüm. Bir de dönüp sağ tarafımdan baktım. Duş aldıktan sonra her zamanki gibi telaşla çıkmıştım evden. İşe gelene kadar hâlâ kurumayan saçım, açık mavi gömlekte iz bırakmıştı ve evet boynumdan aşağı, omurgamın üzerinde hayali bir dövme gibi küçük bir Afrika vardı. Birkaç saat sonra tuvalete gittiğimde niyeyse yine döndüm arkamı aynaya, Afrika okyanuslara gömülmüştü. İnsanlığın başladığı yer, dedim kendi kendime, bir ofis canlısının sırtında son buluyor. Trajik.
















