OKUMA PARÇASI
1
GERSHOM SCHOLEM
Portbou, İspanya: 1950. Kendi anne babasının ölümüne bile ağlamamış ben, kaybettiğim sevgili arkadaşım Walter Benjamin için burada durmuş gözyaşı döküyorum. Üzerine Pireneler’in gölgesinin düştüğü, yeşil altın rengi denizin üzerinde asılı kalmış mezarlığın dik bir eğimi var.
On yıl, belki daha fazla oldu ama onun kuru otlarda yolunu değiştiren, rüzgârla kıvrılan, köpüklü dalgaların gümbürtüsüne ve çınlayışına yakalanmış sesini hâlâ duyuyorum.
“Eğer Filistin’e senin yanına gelecek olsaydım, durumum büyük ihtimalle bugünkünden daha iyi olurdu. Yine de kim bilebilir ki? Gördüğün gibi ben her yol ayrımında ağırlığımı bir ayağımdan diğerine vererek duraksama eğilimindeyim.”
Benjamin bu satırları 1931’de, hâlâ Filistin’e gelme imkânı varken yazdı. Kafa dengi insanların arasında yaşayacağı Kudüs’e gelebilirdi hani. Bu yıkımın yaşanmasının hiç gereği yoktu. Eninde sonunda ona üniversitede bir kürs ü ya da okulda bir pozisyon bulurdum. Öğretmenler her daim rağbet görür. Ya da bir kütüphane olabilirdi. Ondan muhteşem bir elyazmaları ve sanat eserleri küratörü olurdu. Walter Benjamin’den daha fazla bilen kim vardı ki?
Benjamin işlerin Avrupa’da varacağı aşırılığı hiçbir zaman tahmin etmedi: Öyle bir adam değildi işte. Gerçek hayata dair pek bir şey anlamıyordu desek haksızlık etmiş sayılmayız. Benjamin iş siyasete geldiğinde, affınıza sığınıyorum, tam bir kara cahildi. Ama ne edebi bir zihindi! Bir metnin labirentine girebilir, tıpkı Theseus gibi, Minotauros’la karşı karşıya gelip onu katlettikten sonra kendi kalbinden söküp yere serdiği ipliği girişteki aydınlığa kadar takip edebilirdi.
Avrupa düşüncesi, bunu hiç kimse gerçekten bilmese de, şampiyonunu, veliahtını, en tatlı prensini kaybetti. Bilselerdi umurlarında olur muydu? Dünyanın Benjamin gibi bir kişi daha çıkarabileceğini sanmıyorum. Çıkarsa bile, bu kıtanın toprağı artık böyle bir zihin için uygun değil. Bu kirli ve bencil, ruhsuz iklimde hiçbir zaman serpilemez. Bir çuval bezi kuşanmalı, çöle yürümeli, yas tutmalıyım. Yeremya ile beraber haykırmalıyım: “Ve meyvesini ve iyi şeyi yiyesiniz diye sizi semereli diyara getirdim, fakat oraya girince diyarımı murdar ettiniz ve mirasımı mekruh bir şey ettiniz.”
İşte burada, İspanya sınırında, Benjamin’in on sene önce öldüğü yerde duruyorum. O benim arkadaşımdı ve mezarını bizzat görmem gerekiyordu. Her şeyi gözümün önüne getirebilmek ve doğrulamak için. İyi bir uykuyu hâlâ sekteye uğratabilen bu trajedide tam olarak ne yaşandığını ve bu trajedinin nerede yaşandığını görmek için.