OKUMA PARÇASI
Hayatını Riske Atmak
Hayat biz canlıların pervasızca aldığı bir risktir.
Zamanımız riskin damgasını taşır: Olasılık hesapları, kamuoyu yoklamaları, borsanın batması etrafında geliştirilen senaryolar, bireylerin psikolojik değerlendirilmesi, doğal afetlere hazırlık, kriz masaları, kameralar. Politik ya da etik söylemin hiçbir boyutu artık bundan kaçamaz. Bugün tedbir ilkesi norm haline gelmiştir. İnsanların yaşamları, kazalar, terörizm ve toplumsal talepler açısından risk, kolektif seferberlik ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda hareket eden bir ibredir ve tam da bu nedenle tartışılmaz bir değer olmaya devam eder.
“Hayatını riske atmak” dildeki en güzel ifadelerinden biri. Bu ille ölümle karşılaşmak (ve hayatta kalmak) demek mi, yoksa bizzat hayatın içinde ikamet eden gizli bir tertibat, arzu dediğimiz cephe hattına varoluşu tek başına taşıyabilecek bir müzik var mı? Zira risk (hadi nesnesi hâlâ belirsiz olsun) bilinmedik bir alan açar. Canlı bir varlık olarak bizim için riski ölümden hareketle değil de yaşamdan hareketle düşünmek nasıl mümkün? Karar ânında, risk zamanla mahrem ilişkimizi sorgular. Rakibi tanıyamayacağımız bir kavga, hiç bilemeyeceğimiz bir arzu, yüzünü göremeyeceğimiz bir aşk, saf bir olaydır risk.
Riski kahramanca bir eylem, saf bir delilik, sapkın bir davranış haline getirmeden düşünemeyen bir kültürün neye dönüştüğünü sorgulamamak ne mümkün. Peki ya risk henüz bir edim bile gerçekleştirmeden bir bölgenin sınırlarını çizdiyse, dünyada belli bir varoluş tarzı varsaydıysa, bir ufuk çizgisi oluşturduysa? Hayatını riske atmak her şeyden önce, belki de ölmemektir. Vazgeçişin, boşluk depresyonunun, feda etmenin tüm biçimleriyle yaşarken ölmektir. Varoluşumuzun tayin edici anlarında, hayatını riske atmak, mahrem bir kehanet gibi, bizim için henüz meçhul bir bilgiden hareketle bizi öne doğru iten bir eylemdir; bir dönüşüm ânıdır. Mağara alegorisinde hakiki ışığa dönen mahpusun jesti midir, yoksa Kant’ın ahlak yasasından bahsederken, düşünmek ve özgür olmak için temel alabileceğimiz evrenselliğin içimizdeki dayanak noktası mı?