OKUMA PARÇASI
GİRİŞ:
KAPSAMLI BİR TARİH, CEHALETİ SORUŞTURMAYI GEREKTİRİR
Bütün tarihçilerin ilk görevi, yalnızca önceki nesillerin bilgi eksikliklerini tespit etmek değil; aynı zamanda toplumun o dönemde bilinen olgulara erişimindeki tutarsızlıkların da envanterini çıkarıp bunları ölçmektir. Atalarımızın neyi (ya bilecek kimse olmadığı ya da bilhassa bilecek durumda olmadıkları için) bilmedikleri konusunda bir fikrimiz olmadan, onları tam olarak anlamamız mümkün değil. Bunu çok geniş bir yelpazeye uygulayabiliriz: Mesela anatomiye dair bilgilerimizi, anatomik hastalıkları ve tedavileri bir düşünün. İnsanların bilmediği her şeyin tarihini tastamam sayfalara dökmek ve neyin bilinmediğini genel hatlarıyla ortaya koymak, imkânsız denebilecek denli devasa bir girişimdir. Atalarımızın neleri bilmediğini haritalayabilmesi için tarihçinin tek bir alana odaklanması ve bu alanın kör noktalarıyla boşluklarını sorgulaması gerekir.
Elinizdeki kitap gezegenimize odaklanarak, gezegenimizin geçmişteki ve günümüzdeki gizemlerini; uyandırdığı dehşet ve merak duygularının ne denli yoğun ve nihayetinde de bunların nasıl berhava olduğunu ele alıyor. Böylesi bir girişim, elbette atalarımızın bilgilerindeki boşlukların nasıl doldurulduğunu ve bunun sonucunda da gördükleri rüyalar ve kurdukları hayallerin nasıl suya düştüğüne odaklanarak, bilim ve keşifler tarihini yeniden yorumlamayı gerektirir.
Bilgiye toplumsal erişimdeki farklılıkları incelerken, çeşitli bilimsel bilmeme türleri arasında kesin ayrımlar yapmak gerekir. Örneğin, deniz tabanıyla kutuplardaki buzullar gibi bazı olgular uzunca bir süre keşfedilememiş olsa da tasavvur edilebilmişti. Depremler, yanardağlar ve sislerse gözlemlenebilse de, açıklanamamıştı. Gelgelelim insanlık, dağcılığın önem kazanması, bazı kıtaların henüz haritalanmamış merkezlerine yapılan ve cehaletin sınırlarını adım adım daraltan keşif gezileri sayesinde bunların sırrına varabildi.
Meramımı daha iyi anlatabilmek için Jean Baechler’den söz etmek istiyorum. Baechler, prehistorik küçük topluluklarda herkesin aynı bilgi düzeyinde olduğunu iddia ediyordu. Normandiya kırsalındaki bir köyde büyüdüm. Köyümüzde Pazar ayininden sonra kahvelerde toplanan taşralıların büyük çoğunluğu, üç aşağı beş yukarı aynı şeyler konusunda bilgi sahibi olduğundan kolaylıkla sohbete dahil olabiliyordu: Hayvancılık, geleneksel el sanatları, ilkokulda öğrendikleri şeyler ve yaşlı erkekler söz konusu olduğunda savaş hikâyeleri. Rahip, doktor, ilkokul öğretmeni, veteriner ve noter dışında, hepsinin bilgi dağarcığındaki boşluklar hemen hemen aynıydı. Öyle ki, kısa süre önce köyde dükkân açan bir elektrikçi ve araba tamircisi bile çok daha küçük kapsamlı bilgi tabanını biraz daha katmanlı hale getirmişti.