OKUMA PARÇASI
ÖNSÖZ
Otuzuma bastığımda arkasından demiryolu hattı geçen bir binaya taşınmıştım. Emlakçı insanların zamanla trenlere alıştığını söylemişti ve haklıydı da. Fakat bazı günler trenler çalışmıyordu. Başta bunu fark etmedim, sadece bir şeyler ters gidiyor gibiydi, havada tuhaf, yanlış bir şeyler vardı. En sonunda sessizlik bilincimde yüzeye çıkar ve hemen ardından bunun nedeni gelirdi. Arka pencereden bakınca rayların çıplak ve hareketsiz olduğunu görürdüm.
Ortadan kaybolunca Sofia’nın başına gelecekleri de aynı böyle hayal etmiştim. İlk başta benim gittiğimi fark etmeyecek ama sıcaklıkta bir düşüş, atmosferde belli belirsiz bir dalgalanma sezecekti sadece. Sonunda o da anlayacaktı; trenler durmuş, arkadaşlık bitmişti.
On yıl önce sevgilisi aracılığıyla tanışmıştık. O zamanları düşününce beraber kaldıkları tek odalı evin kapısından içeri girişi geliyor gözümün önüne; soğukta bisiklet sürmekten yüzü kızarmış. Sırt çantasını yere fırlatıyor. Sonra işte orada; benim yatağımda bağdaş kurmuş, hoşlandığı çocuğa söylediği aptalca bir şeyin taklidini yapmak için ayağa fırlıyor. Yatak odasında yere uzanmış; Ella Fitzgerald çalıyor, mumlar titreşiyor. Bir gece kulübünde dans ediyor; gözleri kapalı, uzun ince bedeni dalgalanıyor, bizlerse duracell tavşanları gibi zıplayıp duruyoruz. Onu en sevdiği İtalyan kafede görüyorum; kahvesinin üzerindeki çikolata eriyip git gide koyu bir kıvam alırken bana doğru eğilip sırlarını anlatıyor. Onu bir yudumda içiyorum.
Yirmilerimizin ortasında çok yakın arkadaş olduk, aynı evi paylaştık ve Londra’nın ortasında cebimizde azıcık para ama gönlümüzden geçen büyük hayallerle, zorluklara birlikte göğüs gerdik. O dünyayı kurtaracaktı ben de bunu yazacaktım. O zamanlarda bile onun büyüsünü tarif etmek zordu. Erkekler deli oluyordu onun için. Ben de öyle. Tüm arkadaşlarım içinde bana önemliymişim ve her şeyi yapabilirmişim gibi hissettiren bir tek oydu. Bulduğu yeni bir sevgili yüzünden haftalarca ortadan kaybolur, sonra eve gelip aldığı heyecan verici yeni bir iş teklifini telaşla anlatırken bir an bile durup nasıl olduğumu sormazdı. Yine de onu affederdim. Ne önemi vardı ki? Onun hayatı benim hayatım değil miydi? İki kişilik yüksek sosyete. Onun için en önemli kişi olduğuma inanıyordum. O da benim için kesinlikle öyleydi.