OKUMA PARÇASI
Giriş
Andy Warhol’un yaptığı, Hugh Grant’in mülkiyetindeki bir Elizabeth Taylor portresi, Kasım 2007’de New York’ta bir mezatta 23,7 milyon dolara satıldı. 1963 tarihli, Liz adlı portreyi 2001’de satın alan aktör bu satıştan 7 milyon dolardan fazla kazandı (BBC News 2007). Günümüz sanat piyasasının abartılı halini göstermenin yanı sıra, şöhret ve imajın bu şekilde kesişmesi, sanatın medya gösterisine dönüşümüne dair de bir şeyler söylemekte. Olayı haber haline getiren, söz konusu kişilerin kimliğiydi, sanat eserinin meziyetleri ise nerdeyse hiç mevzu bahis edilmedi. Kimileri bu durumu yüzeyselliğin ve yüzeyde görünenin zaferi olarak görüp alay edecekti. Jean Baudrillard’ın dikkatini ise, şöhret, imaj ve kültür halkaları üzerinden simülasyon oyunu oynayan bu melun üçlü –bir pop art ikonu, bir beyaz perde yıldızı ve züppe bir İngiliz hödüğü– çekerdi sanıyorum. Sonuçta, daha seksenlerde imajın her şey olduğunu, işaretlerin hükmettiğini söyleyen o değil miydi? Ayrıca dünyaya Körfez Savaşı’nın gerçekleşmediğini, en azından bizim onu tahayyül ettiğimiz şekilde olmadığını söylemesiyle de meşhurdur Baudrillard. Popüler zihin dünyasında Baudrillard’ın fikirler bütünü genellikle bu iki gözleme indirgenmiştir. Oysa dünyanın halini bizi çevreleyen görsellik ortamı aracılığıyla değerlendirmek söz konusu olduğunda bize sunabileceği çok daha fazlası var. Kariyeri boyunca yazdıklarıyla görsel kültürün pek çok boyutunu ele aldı, imaja dayalı bir toplumda ortaya çıkan meseleleri işledi.
Fransa’nın Remis kasabasında doğan Jean Baudrillard (1929-2007) akademik rütbelerini Henri Lefebvre’nin yanında çalışarak kazandı. 1960’ların Fransız entelektüellerinin arasında, Jacques Derrida, Gilles Deleuze ve Michel Foucault gibi isimlerin yanında tanındı. Sonraki yıllarda AIDS, reality show, “deli dana” hastalığı, savaş ya da pornografi gibi her türden güncel mesele hakkında yazdıklarıyla bir yorumcu ve eleştirmen olarak yaygın beğeni kazandı.
Fikirleriyle gerçeklik, sanallık, iletişim teknolojileri, tüketim toplumu, medya ve daha başka şeyler hakkında düşünüş şeklimizi etkiledi. Bu nedenle, modern ve postmodern imaj toplumuna dair bir incelemede yazdıklarına başvurulması kaçınılmazdır.
Bu kitap, Baudrillard’ın fikirlerinin görsel sanatlar ve kültür arenası üzerindeki etkisini araştırmayı hedefliyor. Görsellik çalışmalarına katkısının ne olduğunu, teorilerinin imajların incelenmesi açısından önemini ve uygulanabilirliğini değerlendiriyor. Bunun için iki yol izliyor. Birincisi, görsel metinlerin analizi sürecinde Baudrillard’ın kilit önemdeki fikirlerini ve yaklaşımlarını ortaya seriyor. Yeni Bir Bakışla Baudrillard içinde tartışılan imajlar görsel sanatlar ve popüler kültür alanlarını kapsıyor, televizyon, sanat, sinema ve reklamcılıktan örnekler veriyor. İkinci olarak, Baudrillard’ın işaretler ve imajlardan oluşan görsel dünyamıza dair yazdıklarını değerlendiriyor. Etkili olmuş simülasyon teorisini ve televizyonla aktarılan savaş görüntüleri, moda sistemi, reality show’lar, reklamcılık ve çağdaş sanat hakkında düşüncelerini içeren bu türden çok sayıda eseri mevcuttur.