OKUMA PARÇASI
Akşamın serin nefesi, serinliğe benim kadar hevesli kuşlarla birlikte ağaçlık tepelerden inip gündüzün sıcaklığının yerini alıyor. Kahkahalarla geliyor kuş sürüsü, kahkahalarına aynı neşeyle karşılık veriyorum. Hepsi etrafımda, Sedir İpekkuyruklarının ve Alaycı Kuşların ve Mavi Kuşların parıltılı kanatları. Daha önce kendimi adaşım Robin’le ağızlarımızı dutlar ve neşeli cıvıltılarla doldurduğumuz bu an kadar bağlı hissetmemiştim. Çalılar kırmızı, mavi ve şarap moru; olgunluğun her tonundaki meyvelerle dolu, o kadar dolu ki toplarken avuçlarıma zor sığıyorlar. İyi ki çantamı yanıma almışım, gitgide ağırlaşıyor. Kuşlarsa meyveleri karınlarındaki sepette taşıyor, bu kadar yükle nasıl uçacaklar merak ediyorum.
Meyvelerin bu kadar bol olması, topraktan saf bir armağan gibi geliyor bana. Meyveleri ne kazandım, ne onlar için bir bedel ödedim ne de çalıştım. Onları hak ettiğimi kanıtlayabilecek bir matematik hesabı yok. Güneş ve hava, kuşlar ve uzaklarda toplanan kümülonimbus bulutlarının taşıdığı yağmur, yaklaşan fırtınayla birlikte burada yine. Siz onlara “doğal kaynaklar” ya da “ekosistem hizmetleri” diyorsunuz, ama ben ve Kızılgerdan onların birer armağan olduğunu biliyoruz. İkimiz de ağzımız meyvelerle dolu, şükran şarkıları söylüyoruz.
















