top of page
!

OKUMA PARÇASI


GİRİŞ


Bedeni nefret ettiği bir mantığı kendisine dayatmış. Biyolojinin güttüğü bir bedeni, ıstırabını simgeleştirmek üzere kısmen zafiyete düşürdüğü, ancak bu zafiyetini pek de umursamadığı hayali bir bedenle ikame etmiş. Bu bedene kayıtsız kalacak. Cinselliği ona bölücü nitelikte görünüyor; cinselliğe dair düşüncelerini bastırsa bile, bir de bakıyor ki, bunlar o aklından sürgün etmiş olduklarının güçlü çekirdekleri şeklinde durmaksızın bilince geri dönmeye çalışıyor. Genellikle soğuk ve münzevi bir eda takınarak bu tür geri dönüşlerden kendini esirgiyor. Veya tam tersini yapıyor, bir yönetmenmişçesine, o cinsel düşünceleri kendi iç dünyasının sahnesinde sergiliyor. Bu iki uç arasındaysa, ebedi bir masum olarak, yetişkin bedeninde bir çocuk gibi yaşayabildiği bir gündüz düşleri âleminde kendini kaybetmiş vaziyette. Hâletiruhiyesini ehil biçimde aktarabildiğinden, kendisine benzer mizaçtakiler de onun sıkışmışlığıyla özdeşleşebiliyor. Böylece de birbirine akraba varlıkların semptomlarını birbirlerine nakledebildikleri ruhsal bir ağdan müteşekkil bir cemaat içine yerleşmiş durumda.


İşte bir histerik.


Histeriyle ilgili her deneme, onun meşhur özelliklerini anmak zorunda. Histeri dendiğinde, bedenlerinin cinsel istekleri altında bunalmış, cinsel düşüncelerini bastıran, konversiyonlarına kayıtsız, ötekiyle had safhada özdeşleşen, kendini teatral tarzda ifade eden, kendini varoluşuna adayacağı yerde onu gündüz düşlerinde hayal eden, çocuksu bir masumiyeti erişkin dünyeviliğine yeğleyen insanlar akla gelir. Telkinden mustariptirler; ya ötekinden kolayca etkilenir ya da düşüncelerini kendilerine refakat eden diğer histeriklere aktarırlar. Her ne kadar karakter bozuklukları âleminde ikamet eden başkaları da yukarıdaki özelliklerden bir veya birkaçını paylaşsa da bunların tümü yalnızca histerikte tek ve dinamik bir biçim altında bir araya gelir.


Kendime biçtiğim vazife, bütün bu özellikleri histerik biçimin kalıbına dökecek bir teori temin etmek.


Histeri kuramları, sanki kuramlar birbiriyle savaşa tutuşmuş küçük ordularmışçasına bazı bakış açılarını diğerleri hilafına üstün tutmaya meyillidir. Histeriğin sıkışmışlığını yorumlamaya biyolojinin bir katkıda bulunduğu varsayıldığında –mesela biyo-lojinin [yani yaşamın mantığının] cinsel uyarılma aşamalarına kendini dayatması neticesinde histeriğin yaşadığı düş kırıklığı– bu, söz konusu açıklamanın büsbütün biyolojiye yaslandığı anlamına mı gelir? Histerinin –başlangıçta her zaman anne anlamına gelen– bir “birincil nesne”yle ilişkiye atıfta bulunduğu varsayıldığında, kendiliğin büsbütün annenin karakterinden türetildiği bir kurama yaslanıldığı anlamına mı gelir? Histerinin aile dinamiklerine göre kavramsallaştırıldığı varsayıldığındaysa, kuramın illa ailevi hayata dayandırıldığı anlamına mı gelir?


Histeri denli karmaşık bir olguyu incelerken hem temel niteliklerini ayrıştırmak hem de bütün bu bileşenlerin nasıl diğerlerini etkilediğini ve onlardan etkilendiğini bütünleşik bir bakış açısı altında bir araya getirebilmek üzere mümkün olduğunca fazla bakış açısını bir arada kullanmalıyız. Okur, burada kendiliğin biyo-lojisine [yani yaşamsal mantığına], ruhsal gelişimin evrelerine, nesne ilişkilerine ve kültür içindeki oluşumuna eşdeğere ölçüde önem verdiğimi görecektir. Kuramım –her ne kadar yer yer katılmasam da– temelde Freud’un histeri kavramsallaştırmasına dayanıyor; ama İngiliz nesne-ilişkileri teorilerinden –Klein ve Winnicott ekollerinden– ve Fransız psikanalitik düşüncesinden, özellikle de Lacan’ın eserinden etkilenmiş olduğum aşikâr.


Peki, hangi temelde yapılandırıyorum kuramımı?



Diğer Kitaplarımız

bottom of page