top of page
!

OKUMA PARÇASI


“John Cage müziğe sessizliği dahil etmekle övünürken, ben sanatta tembelliği göklere çıkarmaktan kıvanç duyuyorum,” der Marcel Duchamp bir yerlerde.1 Elli bin eseri olan Picasso’nun işlerinin bolluğuyla kıyaslandığında Duchamp’ın “büyük tembelliği”nin sanat dünyası üzerindeki etkisi daha radikal ve kalıcı olmuştur.


Duchamp kapitalist toplumdaki vazife, rol ve ölçülere teslim olmayarak hem sanatsal hem de ücretli işi inatla reddetmiş, üstelik sanatın ve sanatçının tanımlarına meydan okumakla da yetinmemiştir. Reddi, 1960’lı yılların İtalyan Operaismo hareketindeki “işin reddi”nden ayrılan Duchamp, 2008’den beri dünya genelindeki (Türkiye, Brezilya, İspanya, ABD ve diğerleri) kent ve meydanlarda dile getirilen kararlı reddedişleri anlamamıza yardımcı olmaktadır.


Duchamp bir yandan hem ücretli emeği hem de toplumun tahsis ettiği her vazifeyi ve rolü (kadın/erkek, tüketici, kullanıcı, işsiz vb.) kuşatarak kendi reddedişini işin standart tanımlarının ötesine genişletir. Sanatçı da, tıpkı rol ve vazifelerin büyük çoğunluğu gibi bir işverene değil bir dizi iktidar aygıtına bağımlıdır. Bizzat kendisinin ironik biçimde örnek teşkil ettiği bir “insan sermayesi” olarak sanatçı, neoliberalizmde kendi “ben”i (sanatçının ve aynı şekilde girişimcinin insan sermayesine tahsis edilmiş bir yaratıcı ben; her ikisine de özgür oldukları yanılsamasını aşılayan bir ben) üzerindeki nüfuzun yanı sıra “harici” iktidarlara da riayet etmek zorundadır.


Diğer yandan, işin ötesine geçerek etik ve politik bir ilke tesis eden Duchamp üretimin, üretkenliğin ve üreticilerin oluşturduğu efsunlu çemberden bizi kurtaran bir “işin reddini” düşünmeye ve icra etmeye teşvik eder. Bu tavır, çalışma mefhumunun daima hem kudret hem de zayıflık olduğu komünist gelenekle tezat oluşturur. Amaçlanan çalışmama özgürlüğü müdür yoksa çalışarak özgürlüğe kavuşmak mıdır? Henüz hiçbir şey bu ihtilafı çözememiştir.



Diğer Kitaplarımız

bottom of page