OKUMA PARÇASI
Önsöz
Yunan Mitleri’nin 1958’de tekrar gözden geçirilmesinden bu yana sarhoş tanrı Dionysos, bilgelik ile kabahat arasında çelişkili bir kötü şöhrete sahip Kentaurlar, tanrısal yiyecek ambrosia ve nektar hakkında bir kez daha düşündüm. Bu konular birbirleriyle çok yakından alakalı, zira Kentaurlar, adına “Ambrosia” denen sonbahar şölenleri düzenlenen Dionysos’a taparlardı. Dionysos’un Mainadlarının hayvanları ve çocukları parçalayarak kırsalda öfkeden çıldırmış halde dolaşıp Hindistan’a gidip dönmekle övünürken yalnızca şarap ve sarmaşık birasının etkisinde olduğuna artık inanmıyorum. What Food the Centaurs Ate [Kentaurlar Ne Yerdi?] (1958) adlı kitabımda özetlediğim kanıtlar Satyrlerin (keçi totemli kavim), Kentaurların (at totemli kavim) ve Mainadların bu içecekleri, oldukça kuvvetli bir uyuşturucuyu kullandıktan sonra ağızlarını temizlemek için kullandıklarını ortaya koyuyor; söz konusu uyuşturucunun muhteviyatı sanrılara, amaçsız isyana, geleceği görmeye, erotik enerjiye ve hatırı sayılır bir kas kuvvetine neden olan çiğ mantar yani amanita muscaria’dır. Birkaç saat süren bu kendinden geçme hali yerini tam bir uyuşukluğa bırakıyordu; bu olgu, elinde silah olarak yalnızca üvendire bulunan Lykurgos’un, Dionysos’un Hindistan’dan zaferle dönen, Mainadlar ve Satyrlerden oluşan sarhoş ordusunu nasıl bozguna uğrattığını açıklar.
Bir Etrüsk aynasında amanita muscaria, İksion’un ayaklarının dibine işlenmiştir; İksion tanrılarla birlikte ambrosia yemiş Tesalyalı bir kahramandır. İksion’un soyundan gelen Kentaurların da bu mantarı yediğine dair teorim birçok mitle tutarlıdır. Hatta bazı tarihçilere göre sonraları İskandinavyalı Deliler de, savaşlarda pervasız güç vermesi için bundan yemişlerdir. Artık “ambrosia” ve “nektar”ın sarhoşluk veren mantarlar olduğunu düşünüyorum: Amanita muscaria kesinlikle, başkaları da bir ihtimal –özellikle panaiolos papilionaceus adlı küçük, narin gübre mantarı– zararsız ve son derece eğlenceli sanrılara yol açar. Bu mantar, bir Attika vazosunda Kentaur Nessos’un toynakları arasında görülenden farklı değildir. Mitlerin “ambrosia” yiyip “nektar” içme konusunda yegâne ayrıcalığı verdiği tanrılar, büyük ihtimalle klasik öncesi çağın kutsal kral ve kraliçeleriydiler. Kral Tantalos’un suçu, sıradan kişileri ambrosia’sını paylaşmaya davet ederek tabuyu yıkmaktı.
Zaman içinde Yunanistan’da kutsal krallığın ve kraliçeliğin hükmünün sona ermesinin ardından görünen o ki, ambrosia, Eleusis ve Orpheus gizemleriyle, Dionysos’la bağdaştırılan diğer gizemlerin gizli öğesi haline gelmiştir. Her halükârda bu gizemlerin katılımcıları yedikleri içtikleri konusunda sessiz kalacaklarına yemin etmiş, unutulmaz görüntüler görmüş
ve ölümsüzlük vaadi almışlardır. Olimpiyat yarışlarında birincilere kutsal krallık unvanı verilmesinin sona ermesiyle birlikte bunun yerini ödül olarak ambrosia almıştır; What Food the Centaurs Ate’de gösterdiğim gibi, bunun hazırlanışında kullanılan malzemelerin ilk harfleri bir araya getirildiğinde Yunancadaki “mantar” kelimesi ortaya çıkar. Klasik yazarların nektar ve Demeter’in Eleusis’te içtiği nane tadındaki içecek kekion’a dair alıntıladıkları tariflere göre, bunların muhteviyatının başharflerinden de benzer şekilde “mantar” kelimesi ortaya çıkar.
Meksika-Oaxaca’daki Mazatek yerlilerinin çok eskiden beri kullandıkları kutsal bir ambrosia olan, halüsinojen psilocybe’den ben de yedim; rahibelerin Mantar Tanrısı Tlaloc’a yakardıklarını duydum ve aşkın görüntüler gördüm. Yaşadığım deneyimden sonra, Avrupa’daki cennet ve cehennem düşüncelerinin benzer gizemlerden türemiş olabileceği konusunda bu kadim ritüeli keşfeden Amerikalı araştırmacı R. Gordon Wasson’a canıgönülden katıldım. Tlaloc yıldırımla ortaya çıktı, Dionysos da öyle; hem Yunan folklorunda hem de Mazateklerde, her iki dilde de özdeyişsel çerçevede tüm mantarlar “tanrıların yiyeceğidir”. Tlaloc yılan biçimli bir taç takıyordu, Dionysos da öyle. Tlaloc’un denizin altında bir sığınağı vardı, Dionysos’un da. Mainadların kurbanlarının kafalarını koparmaya dair vahşi geleneklerinin, alegorik bakımdan kutsal mantarların başlarının koparılmasıyla ilgisi olabilir, çünkü Meksika’da mantarın sapı asla yenmez. Argos’un kutsal kralı Perseus’un Dionysos’a tapınmaya başladığını ve Mykene’ye bölgede bulduğu, bir derenin doğduğu yerde bitmiş şapkalı mantarın adını verdiğini anlıyoruz. Tlaloc’un simgesi karakurbağasıydı, Argos’unki de öyle; Tlaloc’un karakurbağasının Tepentitla’daki freskinde ağzından su akar. Fakat Avrupa ve Orta Amerika kültürleri hangi dönemde temas etmiştir?
Bu teoriler daha fazla araştırma gerektirmektedir, dolayısıyla bulgularımı bu baskıda metne dahil etmedim. Sorunun çözümüne yönelik her uzman yardımı büyük şükranla karşılanacaktır.
R. G.
Deyá, Mallorca, İspanya, 1960
















